Türkiye ekonomisi ne durumda? Gündeme gelmeyen iktisat problemler!


CHP ekonomi Masası üyeleri, İstanbul Perpa tecim Merkezi’nde gündeme gelmeyen ekonomi problemler hakkında bilgiler verdiler. İş insanoğluı ile bir araya gelen CHP’li üyeler, Türkiye ekonomisi ne durumda başlıklı bazı konulara değindiler. CHP iktisat Masası Başkanı Faik Öztrak başkanlığındaki heyette, Genel Başkan yardımcıları Aykut Erdoğdu, Lale Karabıyık, kurtarılışı Açıkel ile birlikte, CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi ve Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak yer aldı.
16.05.2019, 22:25
Türkiye ekonomisi ne durumda? Gündeme gelmeyen ekonomi problemler!

CHP ekonomi üyeleri tarafınca Türkiye ekonomisi hakkında son konum açıklamaları yapıldı. Hükümet yanlısı bir çok haber kanallarında gündeme gelmeyen iktisat problemler hakkında mevzuşan CHP’li üyeler, önümüzdeki gündeler yaşanılması olası iktisat problemler hakkında çarpıcı bilgiler verdi..

Görüşmede mevzuşan Faik Öztrak şunları söylemiş oldu:

TÜRKİYE SAVRULUYOR
Dünya köktencilik siyasal değişimlerin yaşandığı, popülizmin yabancı düşmanlığının, korumacılığın arttığı, ekonomik koşulların ağırlaştığı bir ortamdan geçiyor. Türkiye de 2014’ten bu yana siyaset, dış siyaset ve ekonomide ciddi savrulmaları yaşıyoruz. 2013’ten beri Türkiye en kırılgan beş iktisat listesinden bir türlü düşmüyor. Dış politika, iç siyasete araç-gereç edildiği için bugün çaşamaımızdaki jeostratejik riskleri yönetmekte çok büyük zorluklar çekiyoruz. Yönetimde sistem, rejim değişikliği ve parlamenter rejimden tek adam parti devletine geçbilimselş olması bir taraftan hukuk devletini yıpratıyor, öteki taraftan da kurumsal kapasitemizi ciddi bir zaaflara uğratıyor. Tüm bu biçim şeylerin sonucunda Türkiye geçtiğimiz senenin Ağustos ayından bu yana çok ciddi derin bir ekonomik krizin içine girmiş durumda ve bununla boğuşuyoruz.

MÜZİK DEĞİŞTİ fakat DANSI DEĞİŞTİRMEDİK
Sayın Başkanlarımız ekonomik krizi anlatacağımızı söylemiş oldu fakat ekonomik krizi bizim size anlatacak halimiz yok siz onun içinde yaşıyorsunuz zaten. Fakat biz de niçin oluyor bunlar bunları sizinle paylaşmak istiyoruz. Son beş yılda, küresel piyasalarda ucuz ve bolca oranda para devri biterken ana para ve yatırımcı hatalara karşı daha duyarlı, ülkelere karşıda daha seçici hale geldi. Doğruları yapan ülkeleri seçmeye başladılar. çoğumuz bu yeni koşulları okuyamadık. Müzik değişti fakat hepimiz bir türlü dansımızı değiştirmedik. Hatta iktidar öyle bir yaklaşım içindeydi ki “hepimiz çok güçlendik, bizim dans değiştirmemize gerek yok. çoğumuz istediğimiz şeklinde dans ederiz, dünya bizlere uysun” demeye başladı. Ekonominin sıcak paraya ve dış tasarruflara olan bağlarımlılığını azaltacak tedbirleri bir türlü alamadık. Üretim yerine ithalat, gelir yerine borçla gelişme stratejisi benimsendik. Iktisat dolarkolik oldu. Şimdi bizlere dışarıdan kur faiz hücumsı var deyip kendi hatalarının üstünü örtmeye çalışıyorlar. Burada sorulması gerekseme duyulan sual şudur: Bu kur faiz ataksına bu ekonomiyi bu kadar açık hale iyi mi getirdiniz?

HER 7,5 AYDA BİR SANDIK
Tek adam parti devletini kurma projesi kapsamında son beş yılda ülkemiz 8 defa sandık başına gitmiş. 7,5 ayda bir bu milletin önüne sandık gelmiş. 2014’ten bu yana art arda yaşamış olduğumız seçimlerle, referandumlarla çok kıymetli bir beş yılı harcayıp tüketmişiz. Ekonomiyi tekrar rayına oturtacak gerçekçi, kapsamlı ve güven verecek bir program bir türlü uygulamaya konmamış. Yeni kırılganlıklar görmezden gelinmiş, yatırımcı ürkekleşmiş. Hem finansal, bununla birlikte makroekonomik göstergelerimize bu durum yansımaya başlamış.

KİMSE ÖNÜNÜ GÖREMİYOR
2013’ten bu yana Türk Lirası, Arjantin Pezosu ile beraber, maksimum kıymet yitiren para birimi olmuş. Aynı dönemde Dolar cinsinden ulusal gelirimiz 166 milyar dolar erimiş. Gelirimiz de 10 yıl önceki seviyesine düşmüş. İşsizlik rekorlar kırıyor, ekonomi daralıyor, kimse önünü göremiyor. Geçtiğimiz senenin son çeyreğinde belirginleşen ekonomik problemler bu senenin başlangıcında da devam etmiş. Senenin ilk üç ayında sanayi üretimi yüzde 5,7 düşmüş. Buna rağmen ilk üç ayda, seçim sebebiyle kamu harcamalarında gaza basılması, bankaların kredi yayınlarının devlet eliyle zorlanması, mevsim ve takvim etkisinden arındırdığımızda sanki üretim sayılarında bir toparlanma, sanki en fenasü geride kalmış izlenimi verdi.

EKONOMİDE TOPARLANMA SAMAN ALEVİNE DÖNDÜ
ek olarak Türkiye’nin, 31 Mart yöresel İdare Seçimlerinden derhal sonrasında 4,5 yıl sürecek bir rahat karar alma süreci yaşayacağı beklentisi bu zamanda vardı. Bu şekilde bir dönemde herhalde son isteyeceğimiz şey belirsizliklerin daha da artması, hukuk devletinin daha da yıpranması ve karar alma mekanizmalarının çalışamaz şekilde olmasıydı. Fakat 31 Mart’tan hemen sonra sandıktan çıkanı beğenmeyen iktidar düğmeye bastı. 1 Nisan’da başlamış olan süreç 6 Mayıs’ta bir sandık darbesiyle neticelandı. Bu süreçte önce “geçersiz oyları sayın” dediler olmadı, daha sonra “oyların tüm bunlarnı sayın” dediler. YSK “hepsinı saymayalım” dedi fakat büyük ölçüde bir çok yerde oylar sayıldı. Ondan sonra dediler ki “kısıtlıları sayın” bir türlü tutmadı. Durdular durdular, sonucunda YSK kendi onaylamaıyla atanan aynı sandıktan çıkan aynı zarfa atılmış 4 tane oy pusulasını saydı bir tanesine geçersiz üçüne de geçerli dedi. Ve bu şekilde de İstanbul’daki seçimler iptal edilmiş oldu. Şimdi organik olarak bunu meydana getirdiğinız andan itibaren büyük bir siyasal belirsizlik yaratıyorsunuz ve bakıyor insanlar diyorlar ki: “Seçimle gelen galiba bu ülkede artık seçimle gitmeyecektir.” bu şekilde bir algı yaratıyorsunuz. Dolayısıyla bu ilk üç aydaki toparlanma ansızın saman alevine döndü. Bu kadar para harcadı iktidar seçim sebebiyle. Bu, ekonomiye bir canlılık vermişti fakat o canlılığın üzerine gereksinim duyulan yeni şeyleri inşa edemediğimiz için sonlandı. Bu senenin ilk 6 ayı da kayıptır, açık söyleyeyim.

SANDIK DARBESİNİN MAĞDURU TÜM TÜRKİYEBu 1 Nisan’da başlatılan sürecin bu ekonomiye hiç mi maliyeti yok? şu demek oluyor ki burada tek mağdur olan Ekrem İmamoğlu mu? Hayır. Burada tek mağdur olan İstanbul halkı mı? Hayır. Bu vakada tüm Türkiye mağdur oldu. Bu darbe sürecinde, Dolar kuru 5 lira 49 kuruştan 9 Mayıs’ta 6 lira 19 kuruşa kadar terfi etti. Bugün 6 lira 2 kuruştu sabah gelirken. Kurda en sorunlı şeylerden biri de bu dalgalanmadır. Bu şekilde dalgalandığı andan itibaren vadeli işlemler sorunlı oluyor. 6 lira 2 kuruştan bakmış olduğumız süre yüzde 8,8 Türk Lirası kıymet kaybetmiş. Peki, bu süre diliminde Türkiye’nin öteki ekonomilerle karşılaştırdığımızda durumu ne? Türk Lirası kendine benzeyen ekonomilerin parası karşısında en oldukca kıymet kaybeden para olmuş.

BİZ BU FAİZLERİ en son 2004’TE GÖRDÜK
gene 2 senelik gösterge tahvilin faizi yüzde 21’den yüzde 26’ya gelmiş dayanmış. Gömü iç borçlanma faizi o da yüzde 26’yı geçmiş. çoğumuz bu faizleri son olarak ne süre görmüştük biliyor musunuz? 2004 senesinde. Bundan iki yıl önce çoğumuz dışarıdan yüzde 3-4 faizle borçlanıyorduk içerde yüzde 7-8 faiz vardı. Şimdi bakıyorsunuz yüzde 25’lere 26’lara çıkmış. CDS dediğimiz kredi temerrüt takas primleri var. Bir ülkenin borcunu ödememe riski ne kadar buradan ölçüyorsunuz. Buna bakmış olduğunız zaman, şu dönemde şu demek oluyor ki sandık darbesi sürecinin başlamasıyla birlikte CDS’ler 392’den 493’e çıkmış. Artış %26. Hiç tereddüdünüz olmasın bunlar devamlı dış borçlanmaya yansıyacaktır Türkiye’nin dış borçlanma maliyetleri artacaktır.

KURDAKİ ARTIŞIN ŞİRKETLERE FATURASI 160 MİLYAR TL
organik olarak bu göstergelerdeki deformasyona uğramış şirketlerimizin de, çalışanlamış olurımızın da, milletimizin de durumunu etkiliyor. Bir kere kurdaki değişme yüzde 20’nin altına doğru gitmekte olan enflasyonu gene yukarı doğru götürecektir, azdıracaktır enflasyonu. Gerçek sektörün net döviz açık pozisyonu var şu demek oluyor ki net borcu var. Döviz borçlarından döviz alacaklarını düştüğümüz süre buna net döviz açık pozisyonu diyoruz. 197 milyar dolar. Şimdi son 45 günde gözlenen 53 kuruşluk Türk lirasının tutarındaki düşme yada doların meblağındaki Türk lirası cinsinden artış, şirketlerimize kur farkı zararı olarak tam 105 milyar TL ek yük getirdi. 1 Nisan’dan buraya kadar 105 milyar lira. Borsa, 1 Nisan’dan bu yana yüzde 6,3 düştü. Binlerce yatırımcı mağdur oldu. Şirketlerin piyasa meblağındaki erimede 55 milyar TL. Bu ikisini toplamış olduğunız zaman bir tek bu kurdaki artışın, doğrusu seçim belirsizliğinin getirmiş olduğu kurdaki artışın (faiz artışı falan yok bunun içinde) şirketlere maliyeti 160 milyar TL. Ne kadar zamanda? 45-46 günde.

BORÇ ARTTI GELİR ERİDİ
gene bu sandığa darbe milletimize de ciddi yükler getirdi. Türkiye’nin dış borç yükü TL’yle bakmış olduğumız süre 1 Nisan’da 2 triyon 442 milyardı. Şimdi 2 trilyon 679 milyara çıkmış. şu demek oluyor ki 237 milyar da TL dış borçtan milletimizin sırtına yük yüklenmiş. Milletin geliri de eriyip gitmiş. Asgari ücret, son 45 günde 33 dolar azalmış. 368 dolarmış 335 dolara inmiş. Gene ulusal gelir cinsinden bu kurdaki oynamanın maliyeti de 72 milyar dolar olmuş. Fert başına bölersek 870 dolar her birimize ulusal gelir cinsinden bu son yaşadıklarımızın, şu demek oluyor ki sandık darbesinin, Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının gasbının maliyeti oldu.

BİZ Mİ IŞIĞA YAKLAŞIYORUZ, IŞIK MI BİZE YAKLAŞIYOR
bu şekil şeylerin hepsi önümüzdeki dönemde beklentileri bozacak işler. Dolayısıyla “önümüzdeki 3 ay da yitik” derken bunu kastediyorum. İnşallah “son 3 ay da yitik”, “üçüncü 3 ay da yitik”, “dördüncü 3 ay da yitik” demeyiz. Birileri şeklinde inştanrı “Şubat Ocak’tan, Mart Şubat’tan, Nisan da Mart’tan daha iyi olacak” deriz. “Tünelin ucunda ışığı görmüş olduk hızla yaklaşıyor” deriz. Biz mi ışığa doğru yaklaşıyoruz, ışık mı bizlere doğru yaklaşıyor gelen nedir, ne alamet geliyor üstümüze doğru buna ciddi şekilde bakmak lazım.

BÖYLE İSTİHDAM KAYIPLARINI 2009 KRİZİNDE YAŞADIK
İşsizlik sayılarına bakmış olduğumız vakit son bir yılda işinden olanların sayısı 811 bin fert. şu demek oluyor ki 811 bin çalışan işini kaybetmiş. Özellikle endüstri ve tarım şeklinde dış ticarete açık sektörlerdeki iş kayıpları oldukca dikkat çekici. Buna benzer işgücü kayıplarını hepimiz yüzde 4,7 bir daralma yaşamış olduğumız 2009 küresel krizi döneminde yaşamışız.

İşsizlere, iş bulma ümidini yitirenleri, mevsimlik çalışanlamış olurı ve tamamlanmamış istihdam edilenleri de dahil edersek, işi olmayan sayısı 8,5 milyon ediyor. Oran olarak da yüzde 24,5. şu demek oluyor ki çalışabilecek durumda olan her 4 kişiden biri işi olmayan. Bu şekilde bakarsak bu işi olmayan sayısı dünyadaki 97 ülkenin nüfusundan fazla. Bunlar hem gelişme bununla beraber iç talep bakımından aslate olumlu yönde yönde işaretler değil.

EKONOMİ AKÜSÜ BİTMİŞ otomobil GİBİ
Dün açıklanan bütçe rakamları da büyümeye katkı meydana getirecek çok kıymetli bir mali olanakın artık sürdürülmesinin mümkün olmadığını ortaya koydu. Şimdi bu mali genişleme ekonomiyi aküsü bitmiş bir otomobile benzetirseniz. Bu mali genişlemeyle arabayı itersiniz süreında debriyajdan ayağını çekerse kullanıcı, sürücü otomobil yürümeye adım atar, yürümeye başladıktan sonrada aküyü gene şarj eder. Ama eğer ayağınızı debriyajdan süreında çekip arabayı çalıştıramazsanız da yokuş başına gelirsiniz artık o arabayı yürütmek giderek güçleşir.

SEÇİM İÇİN EKONOMİDE GAZA BASABİLİR MİYİZ DİYE BAKIYORLAR
Maalesef, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi sebebiyle Türkiye bütçedeki imkânı heba etti. 2019 için programlanan bütçe açığı 81 milyar TL iken bunun yüzde 68’i kısaca yarısından fazlası ilk 4 ayda gerçekleşti. Gene geçen senenin ilk dört ayında 2,2 milyar TL fazla veren faiz dışı bütçe dengesi bu senenin aynı döneminde 16 milyar TL açık verdi. Bunun tüm bunlarna yakını da Nisan ayında geldi. Önümüzde şimdi bir İstanbul seçimi var. Bunun için yönetim bütçede gene bir gaza basabilir miyim diye bakıyor, ne yapabiliriz diye bakıyor. (…)

BU PARA BASMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL
Bu cin fikirlerin en sonuncusu da TCMB’nin ihtiyat akçesine el konulması. Bu ben açık söyleyeyim para basmaktan başka bir şey değil. şu demek oluyor ki devletin açığını para basarak kapatmaya çalışıyorlar. Peki sonuç ne olacak? Para basmış olduğunız andan itibaren hem dövizin, hem enflasyonun ateşini daha da yükselteceksiniz. Aslında bu biçim şeylerin hepsini 1994 senesinde çoğumuz denedik. Neticelarıyla da çok ağır bir biçimde yüzleşmiştik o süre. Döviz kurlarındaki dalgalanma esasen şirketler kesimini perişan etti. Yüksek borçluluk düzeyiyle krize yakalanan ve özellikle döviz borcu olan firmalar çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Uluslararası ilişkilerdeki belirsizlik ve gerilimler de döviz kurları üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. İşte S-400’ler, Suriye sınırında yaşananlar, İran ambargosu… hepsi hepsi maalesef hem ikinci 3 ayda, bununla beraber ondan sonraki 3 ayda işlerin bundan önceki 3 aydan çok daha zor olacağını gösteriyor.

HEM DARALIYORUZ HEM ENFLASYON ALTINDA EZİLİYORUZ
Uluslararası müesseselarda bizim bu seneki büyümemizle ilgili tahminler yapıyor. Bakmış olduğumız süre averaj yüzde 2,5 yöreında daralma bekliyorlar gelişme değil küçülecek. Küçüleceğiz yüzde 2,5. Fakat daha vahimi Türkiye bir taraftan daralıyor fakat enflasyonda yüzde 20 yöreında çakılıp kalıyor. Kısaca slampflasyon, durgunluk, daralma doğrusu düşen gelişme ve enflasyon ikisi birlikte olacak. Buna da slampflasyon deniyor.

EKONOMİYE ÇÖZÜM BULACAKLARINA İSTANBUL’UN PEŞİNE DÜŞTÜLER
Türkiye’nin artık daha çok süre kaybetmeye tahammülü yok. İktidar, Türkiye’nin problemlerına uygun çözümleri süre yitirmeksizin açıklamak ve yürütmek zorunda. Fakat iktidar İstanbul’un ardında, İstanbul’u vermemenin ardında. Aslen çoğumuz bu krizin derhal başlangıcında 13 madde halinde lüzumlu görmüş olduğumüz önemleri kamuoyuna açıklamıştık. Minimumından somut tedbirler üzerinden bir münakaşa ortamı yaratmak istedik. Ama iktidar önerilerimize kulak dahi asmadı.

GÜÇSÜZ adalet ÇARESİZ, ADALETSİZ GÜÇ İSE ZALİMDİR
Güçlü bir ekonominin temeli güvendir. Ekonomide itimat yoksa yatırımda yoktur. Yatırım yoksa iş yoktur, aş yoktur, iktisat devamlı daralma noktasına doğru gider. Türkiye’de itimatı artırmanın ön koşyüce ise demokrasi, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı üzerindeki şüphe bulutlarını dağıtmaktan geçer. Güçlü icra, güçlü yasama ve güçlü yargıyla dengelenmek zorundadır. Unutulmamalıdır ki; kuvvetsiz hakkaniyet çaresiz, adaletsiz güç ise zalimdir. Toplumdaki kutuplaşmayı da bir tek güçlü bir hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve güçlü kurumlar eliyle kırabiliriz.

TEHDİTLE, EMİRLE GÜVEN SAĞLANMAZ
kaide temelli bir ekonomiyle risk ve belirsizlikleri azaltabiliriz. Yatırımcılara gene ufuk sunmamız ve ülkeye dış kaynak çekmemiz sadece bu şekilde mümkün olacaktır. Kurallı piyasa ekonomisi yerine; son dönemde tadı arka kapı politikalarıyla, otokratik yöntemlerle, zabıta önlemleriyle, tehditle, direktifle ekonomide güven sağlanmaya çalışılmış olduğunı görüyoruz. Bu mümkün değildir.

DAMADIN GÜVEN SAĞLAMASI İÇİN NOBEL ÖDÜLLÜ OLMASI LAZIM
öteki taraftan liyakatlı, yeterli kadrolara emanet edilmiş bir ekonomi yönetimi de itimatı sağlamak için bir öteki eğer eğer eğer olmazsa olmazdır. şu demek oluyor ki “ekonominin tek sorumlusu benim” diyen AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı getirip damadını ekonominin başına bakan olarak atıyorsa bu aslabir şekilde itimat sağlamaz. Bunu yapmış olup itimat sağlayabilmesi için o damadın Nobel ekonomi Ödülünü almış olması lazım. Aksi takdirde, kayınpederinin dediklerine itiraz edemeyen, onun dediklerini dinleyen, ortak fikir üretmekten uzak bir iktisat yönetimiyle karşı karşıya kalırız.

GÜVEN 2007’DEN hemen sonra BOZUK PARA GİBİ HARCANDI
Geçmişte uzun seneler bürokraside çalıştım ve görmüş olduğum şey şu, güvenı sağlamak çok zor. Ceylan bilmediği bir dereden su içmeye çok zor gelir, dener, inceler fakat bir kere korkutursanız yine da o dereye gelmez. Şimdi görmüş olduğumüz bir şey var. 2001 krizinden ondan sonra elde edilmiş ve bir ölçüde 2007’ye kadar muhafaza edilen ekonominin kazanımları, itimat 2007’den daha sonra bozuk para şeklinde harcanmıştır.

İSTANBUL SEÇİMİ TÜRKİYE İÇİN BİR FIRSATA DÖNÜŞEBİLİR
Her şeye rağmen önümüzdeki İstanbul seçimi Türkiye için bir fırsattır. Halkın demokrasiye olan inanç ve tutkusunu göstermesi ve iktidarın sandıkla değişeceğinin görülmesi bakımından 23 Haziran seçimleri bugün her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Bu artık bir tek İstanbul’un seçimi değil Türkiye’nin seçimidir. Milletimiz 31 Mart’ta verdiği fakat masada gasp edilen mazbatayı, yine sahibine verecektir. Ondan derhal sonra da her şey çok güzel olmaya başlayacaktır.
Ben sözlerimi tamamlarken hepinizi saygıyla selamlıyor, bir defa daha Ramazan ayınızı kutluyor, misafirperverliğiniz için hem başkanlara bununla beraber beni sabırla dinlediğiniz için sizlere çok çok teşekkür ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir